GüLeSeVDaLı
  Ne Zaman Anarsam Seni Allahım...
 



İki Hece Tek Yürek Atışı







İki hece, tek yürek atışı.

Bir ses çınlatiyor kulaklarımı, arzdan bir tınlama sarıyor bedenimi, beynim işlevselliğini yitiriyor. Feryadima bir cevap, çok ötelerden bir kokuyla geliyor atmosferime. Binbir renk anka kuşları, uçuyor boşlukta... Bir ses, bir ses geliyor kulaklarıma, iki hece, tek yürek atışı... Öylesine doyumsuz, öylesine vazgeçilmez ki... Bir ses geliyor yüreğime, rüzgar beyaz tülleri uçuruyor, bir neyzenin nefesindeki noktasız o kelimeyle, huzura bulayıp heryeri dolaşıp duruyor dört bir yanimda.

Öylesi güzel ki, yüzümdeki tebessümün son-suzluğa uzanan boyutu...
Öylesi güzel ki, ötesini hayal etmek fiziğin... Ayaklarımın yerden kesilipYaradan'a teslimiyeti...
Öylesine güzel ki, Kur'an sesleriyle mest olan bir aleme misafir olmak, katlarda çekilen tesbihlerle bir zikir şölenine konukluk...

Öylesine güzel ki, Hakk'ı tavsiye edip sabredenlerle hemhal olmak... Hayal bile olsa öylesine güzel ki, Yaradan'ı seyir... Senin Adın'la, doksan dokuz, hatta sonsuza varan en güzel isimlerle Sen demek; , , , demek. Adın ne güzel Rabbim...

Hiçliğimin, acizliğimin, bir nokta misali ufalıp, değerimi yitirdiğimin, görüntüsüz, fulu bir hale geldiğimin tek ispatı. Oysa ben bir hiçmişim, oysa ben ne hoyrat harcamişim her anımı, Adın'ı zikretmeden. Meğer ne zavallıymış zamanın Sensiz gecen kısmı. Adın ne güzel, Adın ne güzel Rabbim.

İki hece, tek yürek atışı... Öylesi güzel ki, Adın!... İçimde kavgalar bitmiş, dünya şuracıkta dursun der gibiyim şu an. Senin Adın'la gözlerimi kapayip zahiri unutmak ve ebedi hayatin kapısından içeri girmek ne güzel. İnce ince işlenmis, göz nuruyla bezenmiş çini misali, yüreğimin süslenişi.

Ne güzel Adın!... Nasıl da yakıştı kalbimin hecesine... İki hece, tek yürek atışı... Daha önce hiç farketmemiştim, Adın'la zenginleştiğimi, sonsuz bir hazineye doğru yol aldığımı.


Öylesi güzel ki, adın!... Az önce bir arkadaş verdin bana... Adı, huzur. Ne de güzel ona yaslayıp başımı, hiç konuşmadan anlaşmak. Hiç gitmesin istiyorum yanımdan. Sen diyor, Sen diyor hep. Aman Yarabbi!!! Ne güzel bir dost, adı huzur, adı huzur.


İki hece, tek yürek atışı...

Bugün bütün beyazlar, bütün maviler, hatta bütün turuncular hatta en güzeli yesilin, bir baska güzel. Sen, bir baskasin bugün ya da ben. Lakin yanilmiyorum galiba bugün herşey çok güzel, en çok da Sen, en çok da Sen, Rabbim.


Az önce gözlerime gelen, yanaklarımdan süzülüp düşerken tuttuğum gözyaşlarımı doyasıya sevdim. Nedenini bilmiyorum ama hıçkırarak ağlıyorum, kulaklarımda aynı ses.


İki hece, tek yürek atışı...



Öylesi güzel ki, Adın!... İçimi saran tuhaf bir hasretlik, kasıp kavuran bir yangın, büyüyor sanki. Hiç böylesine bir özlem çekmemiştim. Tarifini bulamıyorum, Sen varken bile Sensizliği yaşamak gibi. Gelememek yanına ve görememek Seni, hiç bu kadar acıtmamıştı beni. Hayalin ötesine geçip bir vuslat anını yaşamak için neler vermezdim ki... Adın bile bu kadar mest etmişken beni, kimbilir, kimbilir Cemalin'i görmek nasıl da doyumsuz bir güzelliktir.


Sağır ve dilsiz bir gecede, Sana ait olan yüreğime bütün güzelliğiyle Adın girdi. Şahidim yıldızlar olsun!


Adın ne güzel Rabbim!


İki hece, tek yürek atışı...


Adın'la bütünleşmek, Adın'la kocaman bir ufka yol almak, Adın'la gönlüme yansıyan sıcacık bir huzura sahip olmak, ne güzel!... Ucu bucağı olmayan o bahçede gülleri koparmadan koklamak, incitmemek gülün yaprağını...


Papatyaları hiç etmemek, seviyor, sevmiyor tesellisinde... Ve güvercinlerin küçük gagasındaki kuru ekmeği paylasma telaşında, Senin sergilediğin en büyüleyici kainat filmini seyretmek.


Adın'la bugün, Ankara'nın puslu gecesinin aydınlığına kavuşma anını yaşamak ve sabah ezanıyla yeniden uyanışı karşılamak. Dokunulmamış, taptaze bir güne, Adın'la başlamak ne güzel... Ve kulaklarımda hala o ses; iki hece, tek yürek atışı...


Rabbim, Sana güvenmeyi öğrenmek, Seninle karşılığı olmaksızın sevmek herşeyi, beklentisiz olmak, vermek vermek ve hiç almamak, Seninle kalanını yaşamak ömrümün ne güzel. Sen Rabbimsin, bense bir YARATIĞIM. İşte bunu bilmek bir kez daha hissetmek, sonsuz hamdımın, şükrümün kabulü olsun. Dualarım ve Senden istemelerim hiç bitmeyecek. Artık ne istediğimi çok iyi biliyorum. Sadece Adın, sadece Adın...


Kainatın en güzel melodisi...


İki hece, tek yürek atışı...


Al-lah, Al-lah, Al-lah, Al-lah, Al-lah...


Adın ne güzel...


Adın güzel ötesi, Rabbim...




Kaybolup gitmiş yusuf,Ken'an iline geri gelir,üzülme!


Bu hüzünler evi,gün olur yine gül bahçesine döner,üzülme...
Ey gamlar çeken gönül dertlenme,hâlin düzene girer;
Bu perişan baş,yine bir hâle yola girer ,üzülme
Hele iki gün muradımızca dönmediyse,... Devamını Gör
Devran hep bir türlü dönmezse,üzülme...
Hele sağlık olsun,ömrünün baharı gitmezse,
Ecel gelmezse ,ey güzel nağmeli bülbül
Yine çemen tahtında gül şemsiyesini başında tutarsın,üzülme!
Gönül;yokluk seli,varlık kapısını kökünden yıkıp götürse bile,
Madem ki kaptanın NUH tur,üzülme!
Kendine gel,gayb sırlarını bilmezsin sen!
Ümidini kesme,elemlenme,perde ardında gizli oyunlar var,üzülme!
Kâbeye varmak iştiyakıyla yürürken çölde,ayağına dikenler batarsa üzülme
Konak pek korkulu,maksat da pek uzak ama
Hiçbir yol yoktur ki ;sonu olmasın,üzülme...
İnsanı hâlden hâle sokan ALLAH ,sevgilinin ayrılığındaki halimizi de bilir..
Rakibin verdiği zahmetleri de ,üzülme!
Hafız;yokluk bucağında,karanlık gecelerde
Virdin;Dua ve Kur'an oldukça gam yeme...''



Bismillahirrahmanirrahim..
 

Bismillahirrahmanirrahim..

Ey Şanlı Nebî, sen şunu tebliğ et: ‘Ey çok günah işleyerek kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Allah, dilerse bütün günahları mağfiret eder. Çünkü O, gafur ve rahimdir, çok affedicidir, merhamet ve ihsanı boldur.” (Zümer, 39/53}

Sadakallahül azim


-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.

ah!
-Sahi mi? Yani, sayısız günahlar işlediğim halde, hiç günah işlememiş sayılacağım öyle mi? ... Devamını Gör

-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.

-Ciddi misiniz? Oysa, bana kalsaydı, ben kendimi bile bu kadar kolay affedemezdim. Dostlarımdan bile öyleleri var ki, bir hata ettim diye beni defterden sildiler. Artık görüşmüyorlar. Ben de çoğu arkadaşıma ilk hatasını görür görmez küstüm. Hiç hata etmemişler gibi davranmam çok zor onlara. Oysa siz...

-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.

-Daha önce tövbe etmediğim günahlarım da var benim. özür dilemeyi unuttuğum hatalarım var. Yanlış olduğu halde, yanlışlığını kabullenmediğim bir sürü yanlışım var.

-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.

-Nasıl yani? içimde azıcık bir pişmanlık olsa bile, özür dilemiş mi sayılıyorum? Dilime varmayan içimdeki ah! lar da tövbe diye mi kabul ediliyor. Yüzümün kızarması da öyle mi?

-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.

-Ben... şimdi.. Tövbe etsem... Olur mu ki? Yani, şimdi hatırladıklarım için özür dilesem hepsine tövbe mi etmiş olacağım? Hepsinden affedilebilir miyim sahiden?

-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.

-Doğru ya, hiç günah işlememiş gibi diyorsunuz. Hiç günah işlememiş gibi olmak için hepsinin bağışlanmış olması gerekli. Hımm; anladım.Peki, ya yeniden günah işlersem? O zaman sözümden dönmüş olacağım. iyice günaha dalacağım. En iyisi, en sonunu beklemek özür dilemek için.

-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.

-O günahtan da tövbe edebilirim yani.. özür dilemek için her zaman fırsatım var demek! Ama neden bu cömertlik? Niye bu kadar bağışlayıcılık?

-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.

-Sevildiğimi bileyim ha! Hata edebileceğim baştan biliniyordu ama yine de var edildim. Günah işleyeceğim belliydi ama yine de nefes veriliyor bana. özür dilerim umuduyla.. Her sabah güneş, ben özür dilerim belki diye mi geliyor dünya ufkuna? Yeter ki, özür dileyecek içtenlikte olayım. Huzura geleyim. Günahsızlığıma güvenip huzurdan kaçmamdan ise, günah vesilesiyle de olsa huzura gelmemi iyi bir şey sayıyorsunuz. Boynumu bükmem, mahcup olmam, gözlerimin yaşarması bu kadar mı önemli sizin için? Günahsızlıktan bile önemli ha!

-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.

-içimde bir ateş bir ateş ki, hiç sormayın! Yanıyor, yakıyor. Yanıyor, yakıyor. Söner mi, dersiniz?

-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.

-Hiç günah işlememeye içten niyetlenirsem olur öyle mi? Ama şaşırırsam başka.. Unutsam da yeni imkanlar var önümde. Kredim bitmiyor hemen. Yeter ki o içtenliği bir an hissedeyim. Yani, hiç günahsız bir bebek gibi, hiç hatasız bir dost gibi tatlı bir mahcubiyetle yaşamamı istiyorsunuz. Beyaz bir sayfayı hiç kirletmeme ihtimamını kuşanayım yeter; öyle mi?

-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.

-özür diliyorum Rabbim... Bin özür; milyonlar özür... çok utanıyorum; çok mahcubum. çok, çok... Nolur, affet beni, affettiğini bildir. Affedildiğimi hissedeyim. Söz veriyorum (veriyorum mu ki?) bir daha asla! Bir daha asla, bir daha asla, bir daha asla, bir daha asla...

-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.

-Hiç günah işlememiş gibi mi gerçekten... Yani, günah işleyip de affedilmiş bile değil. Sanki hiç işlememiş gibi! Hiç! Hiç! Hiiççç! Affedildim mi şimdi? Yeni baştan adam sayılıyorum ha! Sıfırdan başlıyorum demek!

-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.

-Hatalarım hiç yüzüme vurulmayacak demek! Hatırlatılmayacak bana. Unutturulacak. Hatırlayıp da utanmayayım diye. Hatırladığım olursa da, içimdeki sızıyla bir daha özür dileyeyim diye. Defterimden de silinecek, hafızamdan da. Hatta, affedildiğimi bile hatırlamayacağım. Ne güzel bir bağışlama bu. Bağışlayan bağışladığını bağışladığına fark ettirmiyor bile.

-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.

-Hiç günahsızlar nasıl yaşarsa, öyle mi yaşamam gerekiyor bundan böyle?

-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.

-Efendim?

-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.

-Sesiniz, sesiniz, ne güzel sizin! Bir daha söyleseniz! Bir daha! Sözünüzden de güzel sesiniz. Müjdenizden bile tatlı söyleyişiniz. Nolur, bi daha konuşsanız!

-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.

-Yüreğime su serptiniz! Ne kadar serinledim bir bilseniz.

-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.

-Efendim, siz ne güzel müjdecisiniz! Fakiri sevindirdiniz.

-Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.

-Efendim, Siz.. Siz.. Siz... Siz... Siz... Ne güzel elçisiniz! Niye buraya kadar zahmet ettiniz? Ah!

O gece sendin gelen ya Hz. Muhammed s.a.v


 
Arşın kubbelerine adı nurla yazılan
İsmi semâda Ahmed yerde Muhammed olan
Yedi katlı göklerde Hak cemalini bulan

Evvel ahir yolcusu ya Hz.Muhammed
Sağnak nur yağmurları inerken yedi kattan
O gece sendin gelen ezel kadar uzaktan
Melekler her zerreye müjde verirken Haktan


Güneşler o gecenin nuruna secdederken
Yıldızlar meşk eder içinde kainat vecd ederken
Bütün hamdü senâlar yüce Rabbe giderken
O gece sendin gelen ya Hz. Muhammed

Kâbe’de şirk taşları putlar yere dönerken
Cehalet bayrakları birer birer inerken
Bin yıllık küfr ateşi ebediyyen sönerken
O gece sendin gelen ya Hz. Muhammed

O gece Save gölü mucizeyle kururken
Kisra saraylarında sütunlar savrulurken
Arzdan arşa alemler rahmetini bulurken
O gece sendin gelen ya Hz. Muhammed

Senki doğum kundağı ak bulutla örülen
Doğar doğmaz Allah’a secde emri verilen
Alnında alemlere rahmet tacı görülen
Kainat efendisi ya Hz. Muhammed

Senki güzel huyların ahlakın meş’alesi
Sabır doruklarında beşerin en yücesi
Senin cennet mekanın fakirlerin hanesi
Gönüller hazinesi ya Hz. Muhammed

Sana şahid sonsuzlar ezelden beri her an
Sana şahid ayetler her zerre ve her mekan
Senden uzak kalmaya nasıl dayanırki can
Sen her canda canansın ya Hz. Muhammed

Miraç gecesi birbir açılıyorken gökler
Seni selamlıyorken her katta peygamberler
Öyle bir an geldiki durdu bütün melekler
Hakka yalnız yürüdün ya Hz. Muhammed

Gönül gözü görmeyen can gözünü neylesin
Dünya da dönmeyen dil mahşerde ne söylesin
Mevla bütün beşeri ümmetinden eylesin
Sancağının altında ya Hz.Muhammed

Hak ile kul vuslatı o ilahi düğünde
Hiç kimseden kimseye fayda olmayan günde
Hasatları has tartar o terazi önünde
Noksanlarım bağışlat ya Hz. Muhammed

Bilirizki hükmü yok bu dünya nimetini
Gönüldür sermayesi ahiret servetinin
Sana salat ve selam gönderen ümmetinin
Cennetler şahidi ol ya Hz. Muhammed
(Sallallahu aleyhi vesellem)




Cennet anahtarlarından bir anahtar...
Fahr-i Kâinat Efendimiz diyor ki: "İman etmedikçe cennete giremezsiniz.

Birbirinizi sevmedikçe de tam iman etmiş sayılmazsınız."
Sıbgatallah...

“Ve
(dua ederken) de ki:
, (girişeceğim her işe)doğruluk ve
içtenlik üzere girmemi; (bırakacağım her işten de) doğruluk ve içtenlik
göstererek çıkmamı sağla; ve bana katından destekleyici bir güç, bir
tutamak bahşet!”



~İsra Suresi, 80~




Sıbgatallah:"Allah'ın boyası." Allah'ın istediği gibi yaşamak, Allah'ın boyası ile boyanmaktır.

Bkz. Bakara sûresi, ayet 138: "Allah'ın boyasına bak! Allah'tan daha güzel boya vuran kim?




Unutulmuştum, beni Sen sevdin.
Bir Sen sevdiğin için varedildim.
Rabbim, varlığımı aşkına kurban eyle!
En az benim olan şey vücudum. Benden habersiz doğdu, bana sormadan ölecek. Ama herşey onun sayesinde benim oluyor. Aldığım nefesi, gördüğüm denizi, dinlediğim tanburun verdiği zevki hep O'na borçluyum. Et ve kemikten yoğrulmuş bu muhteşem heykeli, iradenin emrine veren ve onu imanın için bir vesile kılan Rabbime sonsuz hamd ü senâlar olsun
.
-



Gülün Dikene Katlanması Onu Güzel Kokulu Yaptı.





Gönlümle bilirim O'nu, dilimle tarifi imkânsız. Çünkü söylediğim, söyleyeceğim bütün kelimeler kifâyetsiz..






Beklemesini bilenin herşey ayağına gelir.


Bir Nokta (.) Kaldı O;da Rabbimden

Yumuk yumuk ellerle başladım ben de hayata herkes gibi....

İki nokta üst üste (: ) koyuldu yaşayacaklarım için hayata. Günler günleri kovaladı, aylar aylara el uzattı, yıllar bağladı ayları birbirine zaman bu günlere ulaştı.

Bağışla onu, Rabbim.

Açılan ellerimde, çırpınan yüreğim var.

Temkine gelmeyen, ten kafesinde çırpındıkça kendini daha çok yaralayan deli yüreğim.

Bağışla onu, Rabbim.

Amin...


Ne mutlu ki sevenlerim oldu, ne mutlu ki sevdiklerim oldu.

Sevgilerle dolu geçti yaşamım, doyamadım. Bazen bulutlar kıskandılar saf sevgilerimi, bazen yağmurlar özendiler göz yaşlarıma, bazen güneş benim kadar sıcak gülemediğini düşündü dünyaya, bazen kuşlar uçmayı bilemediklerini anladılar.

Bazen hüzün geldi yüzüme ama tebessümlere bıraktı yine her şeyi.Kalbim ara sıra ağlasa da utandı sevgi pınarlarının yanında akıtmaya yaşlarını.

Bazen soru işareti (?) koydum anlayamadıklarıma, bazen bir şeyler anlatmak istercesine ünlem (!).

Bazen güzellikler tıkadı, sevgiler ağır geldi konuşamadım üç nokta (...) koydum anlatamadıklarıma.

İnsan tek başına ama hayat değil bunu anladım.

Bulduğum sevgileri artılarla (+) kalbimde topladım.
Kini, nefreti bir eksi (-) ile çıkardım.

Günlerle çarptım (*) sevgilerimi.
Bu da kocaman bir dünya demekti. Kaybetmemek için sevgilerimi iyice sıktım ellerimi. Yine yumuk yumuktu ellerim başlangıçta olduğu gibi.

Yaşayacaklarım için bir virgül (,) koymak geçti içimden.
Bir nokta (.) kaldı o da RABBİM'den.

HUZURUNDA!!!


Belki yalnız, belki uzun uzadıya bir boşlukta tek başına..
Bulutlar selamlıyor ruhunun ahengini..
Hayran gökyüzü, diz çökmüş bütün mahlukat!.
Diller lal, sema mavi ve birisi yalnız..
Aminler gelir arkasından, fatihalarla yalnız.

Ve yine belki yalnız..
Yalnızlığı yaratanın ve has yalnız olanın HUZURUNDA!..

Miraca uzanan eller var!.

Yalnızlığın yükselişe geçtiği zaman...





Allah Dileklerinizi Her Zaman Yerine   Getirir..

Bir zamanlar birisi Allah’tan bir çiçek ve bir kelebek diledi.

Fakat Allah bunların yerine ona bir kaktüs ve bir tırtıl verdi.

Adam üzgündü… Neden dileği yanlış anlaşılmıştı, bir anlam veremiyordu.

Sonra şöyle düşündü:

Allah’ın ilgilenmesi gereken o kadar çok insan var ki...

Ve sorgulamamaya karar verdi.

Bir zaman sonra adam bıraktığı dileğinin peşinden gitti.

Ne durumda olduğunu merak etti. Fakat gördüklerine inanamadı.

Dikenli ve çirkin kaktüsten çok güzel bir çiçek ortaya çıkmıştı.

Ve göz zevkini bozan tırtıl güzel bir kelebeğe dönüşmüştü.

Allah ne yaptığını bilir. O’nun yolu her zaman en doğrusudur.

Bize tamamen yanlış görünse bile.

Eğer Allah’tan birşey isterseniz ve size O başka bir şey verirse güvenin.

O’nun sizin her zaman ihtiyaç duyduğunuz şeyi uygun zamanda vereceğine emin olabilirsiniz.

İstekleriniz… Her zaman ihtiyacınız olan şeyler değildir.

Allah dileklerinizi her zaman yerine getirir.

O yüzden kuşkulanmadan ve şikayet etmeden O’na inanmaya devam edin.

Bugünün dikeni, yarının çiçeğidir.


Allah seçimi O’na bırakanlara en iyisini verir…


Mevlâm görelim neyler, neylerse güzel eyler…



 

Gülmekten kalplerimiz kararacağına, bırakalım gözlerimiz kör olsun ağlamaktan.

Ağlayıp da rahmet pınarlarına dönsün göz pınarlarımız. Kim bilir belki de Allah o gözlerden cennet ehline ab-ı kevser içirir.

Ve der ki; ''benim için ağlayan gözler cennetin rahmet çeşmeleridir. Ben o gözlerden cennet ehline vuslat şarabı içiririm.''

Evet, ağlamak çağrıdır sevgiliye, sessizce rahmetle... Ağlamak kesip yüreğini kanını feda etmektir sevgili uğruna. Ağlamak, anlamaktır sevgilinin sırrını.


Gözyaşı cennettir. Dil ile susmak ama göz ile konuşmaktır ağlamak.

Gözlerin dilidir gözyaşı. Ve Allah (c.c) çok iyi bilir gözyaşının dilini.

Bu yüzden misafir olur ağlayan kalbe.

İşte bundandır ağlayıp rahatlamamız.

Gözyaşı rahmete çağrıdır. Allah'ın rahmet çağrısına rahmetle cevap vermektir ağlamak.

Gözyaşı, rahmet geldin diye, yıkamaktır yolları nefsaniyetten.

Cennetten esintidir gözyaşı.

Ve ne mutlu bizlere ki, ağlayan bir resulün ümmetiyiz. Yaşarmayan gözden Allah’a sığınırım diyen Hz.Muhammed 'in (s.a.v) ümmetiyiz.

Bindörtyüz yıllık hasretin varisiyiz bizler...

 

Cennetten esintidir gözyaşı...
Ağlamaktan gözleriniz mi görmeyecek? Varsın görmesin!!!


VuSLaT_HüLyA



 
   
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=


νυѕℓαтнüℓуα dakika saniye misafirimiz oldunuz.

Bilgileriniz