GüLeSeVDaLı
  ........Yetim!...
 

........YETİM!...

       Gene bir Bayram sabahı ve cemaat bayram namazını eda etmiş çıkıyorlardı camiden… Lakin biri vardı,  yaşlı kamil bir zat... Namaz bitmesine bitmişti de o caminin ortasına kadar ancak gelmişti… Gözü birisine takılıp kalmıştı… Küçük bir çocuk oda ancak 10 yada 12 yaşlarında vardı… O çocuk caminin bir köşesine büzülüp kalmıştı… Merak etmişti kamil zat neyi vardı çocuğun neden çıkmamıştı acaba camiden… Yaklaşıp yanına tatlı bir dil ve tebessümle sormuştu… Evlat; bak herkes nerdeyse şimdi evlerine kavuşmuştur, sen niye kaldın burada, kimin kimsen yok mu? Bunları söylerken de içinden, inşaAllah kimsesizdir diye geçiriyordu…Sabah camiye gelirken cisi cisi yağan yağmurun kaldırım taşlarını ıslattığı ve soğuttuğunu görünce yaşlı zatın yüreği de soğumuştu… Kimbilir kaç kişi gene bu bayram da yalnızlığın girdabın da anaforun da boğulup gidecek diye düşünce ekseninin için de dönerken... Birden hayallerinin onu 14 asır öncesine, maziye bir yolculuk yaptırmıştı kendisini…Rahmet Peygamberinin bayram namazı çıkışın da kendisine tevafuk eden yetim çocuğa söylediklerini hatırlamıştı…

 


           Rahmetellilalemin bir çocuk görürler yolları üzerinde… Oynayan çocukları uzaktan, mahzun şekilde seyretmektedir... Yanaşır sorarlar... Yavrum sen niye oynamıyorsun, diye…Çocukcağız o kadar üzgündür ki, başını kaldırıp sual sahibine bakacak takati bile bulamaz kendinde... Baş önde, hüzün yüklü bir cevap sadece: Nasıl oynayayım...  Ne anam var, ne de babam...Babamı hatırladım, geçen bayram bizimleydi …Efendimizin yaşla dolar gözleri ve sorarlar... Yavrum ister misin, Hasan ile Hüseyin kardeşin olsun…Ali baban olsun… Fatıma annen olsun… Rasûlullah deden olsun… Çocuk bu güzel koku, bu güzel ses…derken kan ve can gelir yüzüne. Başını kaldırır… Karşısında yaratılmışların en üstünü, şefkat güneşi, emsalsiz tebessümüyle ona bakmakta… Sevinçle sıçrar kucağına Peygamber efendimizin… Hazret-i Peygamber bağırlarına basarlar yavruyu. El ele tutuşurlar... Doğru, kızları Fatıma annemizin evine götürürler. Kızıyla birlikte yıkarlar çocuğu. Bayramlık elbiseler temin ederler. Saçlarını tararlar. Yavrucak neşe içinde Ben Peygamberimizin torunuyum, diye diye arkadaşlarının yanına koşturur. Artık Rasûlullahın evlatlığıdır o… Arkadaşları onu görünce...  Ahhh derler… Keşke bizim de anne ve babamız olmasaydı da, senin kavuştuğun bu devlete biz  kavuşsaydık…


        Küçük çocuk, öznesini yitirmiş, bir iki devrik cümleyle cevap vermişti… Ben! yetimim amca ... Yaşlı zat, bu bir imtahanmıydı, yoksa; ben hayalimi yaşıyorum şu zamanı diye düşünüyordu... Çocuğa bakakalmıştı önce büyük bir üzüntü ve sonrasın da büyük sevinçti... İşte sana da Allah cc bir fısat vermişti... Kendiside Peygamberimiz gibi yapacaktı... Hüzün ve sevinç içiçeydi, tekrar sordu...Evlat; peki senin annene babana ne oldu diye sormuştu küçük çocuğa... Çocuk cevaben, Babam bir trafik kazasın da öldü... Annemin de nerde olduğunu bilmiyorum demişti... Yaşlı zat Allah cc Babana Rahmet Anne de merhamet etsin...Allah'tan kimisi çocuk ister bulamaz; kimisine de verir sokaklar da koyar umusamaz dedi... İşte fırsat dedi kendi kendisine... Bu bayram sabahın da... Sevindir sende bu yetimi... Haydi kalk evlat gidelim demişti... Çocuk nereye gidelim amca diye sormuştu... Yaşlı zat bizim eve demişti, yetimleri sevindirmek büyük sevaptır yavrum bu devletten bizi mahrum etme demişti ki... Kubbelere çarpıp ta akustik yaparak dönen bir ses çıkmıştı caminin için de... Caminin mimberinin bir kaç adım ötesin de kendilerinden başka birisi daha vardı caminin içinde.. O ses yaşlı zatı titretmişti "ALEM YETİM" diyen  25 yaşlarında görüntüye sahip  genç birisiydi... Aheste adımlarla yaklaşarak, küçük çocuğa hitaben, sen yetimmisin? kardeşim diye hitap etmişti... Küçük çocuk gence, daha önce, yaşlı zata hüzün le verdiği cevap gibi değil de; sanki o genci yıllardır tanıyormuş gibi " NEDEN" ALEM YETİM abi diye sorusuna soruyla cevap vermişti... Genç; küçük öucuğun başını okşayıp kafasını vücuduna yaslarken Biraz yaşlanırsan anlarsın inşaAllah abisi demişti... Deruni bir sessizlik kaplamışt ortamı... Yaşlı zat; Gence tam kendisi; bir iki cümleyle çocuğun halini ifade edecek cevap verecekti ki... Küçük çocuk... Evet abi... ben yetimim demişti... Genç; çocuğa hitaben sen YETİM değilsin inşaAllah abisi demişti... Yaşlı zat; nerden çıktı bu adam dercesine baya kızmıştı... mimiklerinden okunacak kadar kızgındı... Hem eve gitmeyede bayada geç kalmıştı... Nede olsa bayramdı evde beklerlerdi... Yaşlı zatı bir de merak kaplamıştı... Ben kendisinden de çocuktan da yaşlıyım, NEDEN ALEM'in YETİM olduğunu anlayamadım vede nasıl oluyorda, çocuk yetim değil di... Evladım nasıl oluyorda babası vefat eden birisi yetim olmuyor diye sormuştu Gence? Gencin cevabı; yaşlı zat'ı biraz süzdükten sonra her babası ölene yetim mi diyorsunuz siz bey amca...Peki ölü yaşayanların çocukları ne oluyor sorarım size??...Hüzün kokuyor du kelimeler...Elem doluydu bu kelimeler...Cevap sitem üzerine sitem doluydu, cevap serzeniş doluydu sanki... Yaşlı zat bayramı da unutmuştu eve gitmeyi de...Yşlı zat Ölümü kimdi bu ölü yaşayanlar diye ... Hele de bakalım evladım, belli ki sen bu dersi iyi çalışmışsın... YETİM kim peki sana göre? bizde öğrenelim... Kastım seni imtahan etmek değil, sadece öğrenmek...Karşısındakinin alaycı sorusuna... Gencin cevabı... bu alemde o kadar çok YETİM var ki amca hangisini sayayım, hangisini anlatayım demişti, tevazu doluydu sesi... bu kez sesinde hiyeraşi yoktu... tatlı bir dille söylemişti...

Israr edin ce yaşlı zat... hele bi anlat bakalım evlat diyince, bir çırpıda söyleyi vermişti kelimeleri genç...

 

        Baba kahvehanede okey masasın da; Evlat ev de İmandan bihaber yetim... Sen ne dersin bey amca... Ses tonu gittikce güzelleşmiş başka bir aheng almıştı... Çok çirkin nekir ve kerih görülen bu işleri o kadar tatlı bir lisanla anlatıyorduki... Yaşlı zat kafasını sanki sinesinin içine gömmüştü,biraz önce kendi bilgi ve birikimine güvenerek alaycı bir tavırla sorduğu sorunun cevabının bedeli ağır olmuştu... çünkü; genç en onulmaz ve onarılmaz yerden vurmuştu darbeyi... Ve tekrar etmişti... Peş peşe sıralıyor ve sayıyordu, artık yaşlı zat dur yeter Allah cc ve Rasulu aşkına sus desede artık, iş işten geçmişti... Devam ediyordu genç...

 


Baba; meyhane de şişenin dibin de sarhoş Evlat ev de islamdan bihaber yetim?...

Baba; disco da dans pistin de Evlat ev de imandan bihaber yetim?...

Baba; kumarhanede poker masasında yarı uyanık yarı uykuda Evlat ev de islamdan bihaber yetim?...

Baba; umumhanede zina peşin de Evlat ev de imandan bihaber yetim?...

Baba; Birahane de zıkkımlanmış şimde de pavyon da keyf çatma da Evlat ev de islamdan bihaber yetim?...

Baba; internet cafede gayr-i meşru chat peşinde Evlat ev de imandan bihaber yetim?...

Baba; stadyumda (farz) olan takımının peşin de Evlat ev de islamdan bihaber yetim?...

Baba; loto toto iddaa da para tutturma peşin de Evlat ev de imandan bihaber yetim?...

Baba; hipodrom da at ve it yarışın da 6 lı ganyan peşin de Evlat ev de islamdan bihaber yetim?...

.............Bu kadar yoğun ve yorgun işlerden sonra, baba yorgun.

Baba; ev de uzatmış ayakları  tv başın da Evlat diğer oda da imandan bihaber yetim?...
        Daha sayayım mı... Yoksa bu kadar YETİM yeter mi bey amca...Bu kadar gayr-i meşru işlerin için de evlat kazanma da neyin nesiymiş, varsın yetim olsun ne önemi var değil mi bey amca... Nasıl olsa dünya ya bir kere geliniyor, yaşamayalım mı bu güzellikleri dimi bey amca.. Ot gibi gelip ot mu gidelim yani??  bir zaman sonra unuttuğu ve yetim bıraktığı çocuğunun bir çocuğu olacak, ve torunu olduğunu gururlanarak ve öğünerek dünya ya haykıracak, şu torun sevgisi yok mu, evlat sevgisi de neymiş torun sevgisinin yanında öyle değilmi bey amca... Çocuğuna göstermemiş olduğu babalık şefkatini ve asli olan babalık vazifesini ellisin de altmışın da torununa gösterecek... Vallahi yalan... O kadar hüzünle söylemişti ki bu kelimeyi, sanki yaşlı zatın beynin de uğultu yapmıştı...  Vallahi yalan... Vallahi yalan... kulakların da çınlıyordu... Devam eder genç; Bir zaman sonra bakar yaş yetmiş iş bitmiş...Un'u elemiş... eleği de duvara asmış... herşey tastamam olmuş... Ve şimdi tövbe zamanı diyip evde hanımına, hanım artık bize hac farz oldu, elimiz ayağımız tutyorken, hacca gidip gelelim sonrası Allah kerim... Evet Allah kerim...Doğrusu da bu değil mi ya??... İslamın emirlerinden ve farizalarından biri olan hacca gitmek...Maddi gücü yerinde olan Her müslimanın yapması gereken farz...  Bir de güzel bi tövbe eder... Anasından yeni doğmuş gibi tertemiz ve günahsız olur... Siz ne dersiniz bu işe bey amca... Yaşlı zat susmuştu belli ki yığılmıştı... belliki bayram bitmişti onun için... Haklısın evlat haklısın ne denir doğru söze...Genç; Hak dava da ben haklıyım bey amca, belki sizin çocuğunuzun yaşındayım, kelimeler size çok ağır gelmiş olabilir, sözümüz sizler gibi mescidlerde ömür dolduranlara değil, lakin; doğrusu bu... Hakk dava da hakklı olunca susmak da doğru değil!.. Allah cc mescidlerin de necis ve nekir dünya kelamı yaptığımızdan biz avfu mağfiret etsin inşaAllah... Yaşlı zat gence hitaben, bu saydıklarının için de fazlasıyla bende de var... Allah kat kat senden razı olsun oğlum, bunları camilerde anlatığın için seni hesaba çekerse ya bizler a be; benim güzel yavrum ya bizleri nasıl hesaba çeker...
 Genç bu kez de küçük çocuğa dönerek...
Şimdi sen söyle küçük kardeşim, sen yetimmisin bu YETİM lere bakınca... Bir kaç dakika önce üşüyen vücudu bir anda ısınmıştı aynı zaman da yüreği de bu genç adama ısınmıştı...
Titreyen sesiyle ben yetim değilim diye cevap verince genç adama...
Genç küçüğe hitaben senin soruna da şimdi cevap vereyim abisi diye hitap ederken bu kez kendi sesi buğulanmıştı ve titriyordu, sanki biraz önce o kelimeleri sayarken o güzelim ahengin ve kusursuz hitabetin yerini boğulan bir adamın ses tonu almıştı...
Ve yavaş yavaş zor duyulan ağlar bir sesle anlatımaya başladı...

ALLAHUMME SALLİ ALA SEYYİDİNA MUHAMMEDİN VE ALA ALİHİ VE SAHBİHİ ECMAİN...

SALAT VE SELAM SENİN AL ve ASHABININ ÜSTÜNE OLSUN YA HABİBALLAH...

RAHMAN ve RAHİM OLAN ALLAH AZZE ve CELLE ADIYLA

Şu devirde buz tuttu merhamet... Sen bizlere Dünya sevgisi kötülüklerin başıdır, buyurmuşken, dünya için yatıp kalkar yığınlar olduk…Nelerle uğraşır olduk... Sana layık ümmet olamadık Eyy Nebi s.a.v …
Eyy Alemlere Rahmet olarak gönderilen Rasullerin ve Peygamberlerin peygamberi...Sen gittin Ebedi Yetim kaldık...Sen gittin ALEM YETİM kaldı...Hz.Mus'ab Hz. Hudayfa Radiyallahu anhuma ervahim efendilerimiz senin safın da... Senin yanın da... Babaları müşrik safındayken, Mus'ablar Hudayfalar yetim değil di... Çünkü sen vardın, sen vardın Eyy Allah cc ın sevgilisi...Karşı saftakiler esas yetim di... Ne bilsinlerdi seni ve nerden bilsinlerdi senin ALEMlerin Efendisi ve sahibi olduğunu... Sen gittin, sanki; iman da islam da birlikte gitti... Kaybettik imanı eyyy Rasul, heyula yaşar olduk naçar kaldık...Eyy Nebi s.a.v tut ellerimizden.. 14 asır önce söylediğin buyuruğunu unuttuk sözlerin bile yetim kaldı nolur tut ellerimizden tek kaldık...Sen Muhammed-il Emin s.a.v sin sözün de milyar kere haşa; yalan mı olur... İslam garib başlar garib devam eder garib son bulur demişsin... İslam da yetim garib de yetim eyyy Rasul...Müjdeler olsun o gariblere onlar fitne-i ahirzamanda gelip tek, tek yaşayacaklar...Toplum onlara garib onlarda topluma garib olacaklar diye ne güzel söylemişsin...Adem oğlu iki makam da bana ulaşamaz buyuruyorsun... Ene fakirun fakir.. Ene garibun garib.. Gariblikte ve fakirlikte hiç kimse bana ulaşamaz...Eyy Habibullah sana hangi makamda erişilir ki...Biz fitne-i ahir zamana kaldık Ya Rasulullah tut ellerimizden ki; garibler zümresiye ilhak eylesin inşaAllah Cenab-i Allah Azze ve Celle bizileri..


Yavaş yavaş giderken kapıya doğru... Belli ki gözleri yaşlıy dı... Belli ki görmelerini istemiyordu bu halini...

 

Bu kadar yeter mi abisi..."NEDEN" ALEM YETİM? miş anladınmı şimdi güzel kardeşim!... 

Küçük çocuk cevap daha vermeden, gene yaşlı zat araya girerek, az önceki halden biraz kurtulmuştu, anlayamadığı bir şey vardı... Bu adam, bu genç adam; sanki kendilerini hipnotize etmiş, tüm anlattıklarını sanki emreder gibi dinletmişti, hem kendisine, hemde çocuğa... Biraz önce Medcezir yaşıyordu bu genç; her Ey Allahın rasulu ve eyy Allahın sevgilisi dediğin de sanki peygamberin huzurundaymış gibiy di, şimdi ise dugun akıp giden bir ırmak sanki... Bir an düşündü,sonra kendi kendisine bunu konuşturan İMAN'ı İMAN'ı  olsa gerek dedi... Gitmekte olan gence alel acele ve belli belirsiz bir şekil de sorar, eğer bir meşguliyetin vede bir işin yoksa bize gidelim, hem bir sabah kahvaltısı yaparsınız, hemde devam edersiniz evladım demişti...

Cevap ise; davetinize icabet etmek isterdim, lakin; benim yepacak işlerim var bey amca, sizi alıkoymayım ben...

Yaşlı zat ısrar edecek olunca, gencin cevabı gene orjinal oldu...

Davet ve ikram olur... lakin; ısrar olmaz bey amca... Bizi mazur görün inşaAllah...

Yaşlı zat; karşısındakinin edebinin, bilgisinin, üslup ve hitap tarzının,

 kendisine açık kapı bırakmadığını geçte olsa anlamıştı...

Aslın da! gitmesini istemiyordu...

Sözde kendisi bir eğitimciydi, sözde muallimdi... Ne muallimliğin M sinden, nede eğitimciliğin E sinden haberi vardı...

30 yıllık mesleki hayatın da yüzlerce talebe yetiştirdiğini ve topluma kazandırdığını sanırdı, fakat ancak 30unda gösteren bu genç tüm mesleki kariyerini  30 dakika da yerle bir etmişti sanki... Haklıydı bu genç... Ben ve benim gibileri bu dünya ya göre yaşayıp eğitildik ve eğittik... Ya bu genç; bu genç gibi yaşayanlar... Onlar da  ahirete göre yaşayıp oraya göre eğitmişler hem kendilerini hem de kimbilir kaç kişileri diyordu kendi kendisine...

Ve şu kısacık 30 dakikada neler öğrenmişti... Biraz daha kalsa 

 Bunları bizim gibi yaşlılar anlatacak, gençler dinleyecekti, hele şu hale bakın dercesine kafasını gene önüne eğerek, pekala evladım dedikten sonra, son bir şey sorabilirmiyim... Evet buyurun deyince genç...
Yaşlı zat; estağfirullah evladım ne buyruğu...Sadece sorum şu; kimsiniz yavrum... size nasıl hitap edebiliriz...

 Adınız nedir? öğrenmemizde bir sakınca yoksa deyince...

 

Genç acı bi tebessümle cevaplar...
Hayat mektebinde iyilikten sınıfta kalmış... Bedeni yamalı... Yüreği yaralı... Devrik cümlelerden ibaret birisi bey amca.. Pansumanı bitmemiş, nice yaraları olan... Tüm cümleleri devrik..Tüm sözleri yarım...Ve yaralarını sarıp, yeniden kanatlanıp uçmak için, kısa süreliğine gelip dünya da dinlendiğim ve kanadı kırık bir kuşun kanadının altındaki bir sığıntı...

Ehh... en nihayetin de... Bir dünyalı işte... Adların ve isimlerin ne önemi varki;

bizler hepimiz Abd'ız...Abdullah... Yani Allah'cc ın kulu...  Oldumu bey amca!...

Hitap gene kusursuz ve etkileyici olmuştu...

Yaşlı zat eğer sen hayat mektebin de sınıf ta kalmışsan evlat!.. bir an durdu sonra neyse diyip; kendisinin öğretmen emeklisi ve adını da kibarca söyledikten sonra,karşısındaki gence önceki gibi alaycı gözle değil de şimdi de alıcı bir gözle baktı, hiç değişiklik yoktu sadece tebessüm etmişti, fakat kendisinin ki gibi alaycı değildi bu tebessümü.. Sürç-i lisan etti isem affedin.. Gönlünüzü ve kalbinizi kırdı isem hakkınızı helal edin, eğer helal ederseniz de bu garibe dua edin... Dualarınız da ortak edin inşaAllah hocam... Ve helaleşip, yaşlı zatın elini öpüp bayramlaştıktan sonra, selam verirken küçük çocukla da son kez göz göze gelip tebessüm ettikten sonra,

sen de "YETİM" sin lakin Allah' cc a binler şükür olsun ki O YETİM lerden değilsin inşaAllah abisi...

Sana daha önce söylediklerim, özne'leri yitik... Tüm cümleleri devrik..Ve tüm sözleri yarım olan birisinin söylemleriydi sadece, dedikten sonra, onun da tebrik edip esenlik dileyip caminin kapısından çıkıp giderken...

Arkasından Hem yaşlı zat hemde küçük çocuk bakıp ağlıyorlardı... Yaşlı zat; kendisi ağlıyordu geçmişine bakarak ya peki bu çocuğa ne olmuştu o niye ağlıyordu... koşar adım peşinden bağırdı gencin... Allaha emanet ol evladım...Genç dönüp son noktayı koyar... Küçüğe hitaben, abisi demişti... Sadece ona bakıyor ve ona hitap ediyordu...

Bak üç günlük dünya... Geldik!.. Yaşadık ve gidiyoruz... Gelişimiz birinci gün, yaşadığımız ikinci gün, gidişimiz de üçüncü gün... Ve gene gördünmü... Üç insan... Sen, başısın hayatın... Ben ortası... Ve hocam da sonu... Öyle değil mi, güzel kardeşim... Bir gün; bu fani hayatı anlayıp,ölülerden değil de  yaşayanlardan olursun inşaAllah... Hep dualarla kal inşaAllah... Fiemanillahi YETİM kardeşim...der ve gider... Yaşlı zat bir miktar durup düşündükten saonra, küçük çocuğa hitaben; koş evlat yetiş ona... Bak ben onu gibi olamam ... O na göre yaşlıyım, ama senin onun gibi olma şansın var, geriye dönüş yok çünkü giden ömürden gitti, beni yaşlı olduğum için geçmiş zaman, kendisi genç olduğu için şimdiki zaman, senide; çok daha küçük olduğun için, gelecek zaman olarak gösterdi... Ben maziyim, yani ölü? O ise Hal; yani yaşayan, Sen ise müstakbelsin; gelecekte yaşayacak... Üç beş kelimeyle anlattı zaten evlat!... Biz halimize hiç bakmadık...

ALEM YETİM dedğini an halin de ve sesinde hiyeraşi vardı, sonra O kendisine göre ve  gerçek YETİM ve BABA larını sıraladığın da, ve gene kendisine göre necis kelimeliri anlatırken tatlı dil ve kusursuz hitabet ve arkasından Peygambere ithafen ve kendisine tam uymadığımız vede tam İMAN edemediğimizi dile getirirken ki hali, kendisinin gerçekten o halleri yaşadığının belirgesiydi zaten... Üç değişik hal ve üç değişik insan dı sanki...Nereye giderse gitsin... Arkasını bırak ma sakın, çünkü hayatın ortası da O!.. koş yavrum koş, yorulmazsın koşmakla, bak o nasıl koşarak gelmiş ve gidiyor... Ya bizim gibileri? ölü yaşamış ölü gidiyoruz... Koş evlat koş... Belki sen halini kurtarırsın...Son sözünü anlamasamda arapca olduğu belli sanada fiemanillah kendisini kanadı kırık kuşun kanatlarına teslim eden ve YETİM olduğunu şimdi anladığım genç... Adın her ne olursa olsun... Bende senin dediğin gibi, sen; iyilikten sınıfta kalmışsın...Eğer bu sözün doğruysa? sen iyilikte sınfta kalmışsan...  Ya ben evlat!... Ya bennnnn!! bende babalıkta sınıfta kalmış birisi olarak, kısa süreliğinede olsa senin gibi bir evlada sahip olmak için neler feda etmezdim Yetim genç...Yıllarca Bayram diye kutladığım ve bayramlar, bayram sevincinden ibaretmiş meğer...Fakat bu gün bayramımı bayram ettin evlat.. Allah ta senin her gününü bayram etsin.. Bende hac'ca gidecektim nasip olmadı gidemedik... Bu bayramıda burda geçirmek nasipmişki; Demek ki bunda da bir hayır varmış seninle tanışıp nasipsizliğimi ve malayani yaşamımım bedelini Allah cc çocuğum yaşındaki birisiyle yüzüme vurduracakmış meğer.. 

DUALARIN BAŞI VE ONU ALLAH'A HAMDDIR.


NOT:Bu yazımız da anlatılanlar; 1999 yılının son ay'ın da Ramazan bayramın da 3 kişi arasın da yaşanmış bir olay olup,bize anlatan kardeşimiz,isimlerinin açıklanmaması kaydıyla  birilerine faydalı olması için paylaşmamız istirhamında bulundu,bizde bu yazıyı; bu güzel insanlara teşekkür ve dualarımızla paylaşıyoruz.Rabbimiz bizlere razı olduğu yolu kolaylaştırsın ,o yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltmesin.Önce kendimizi, ve geleceğimiz umudumuz olan çocuklarımızı nesillerimizi ,İslami bilinç,Kuran ve Rasul(s)lerin örnekliğinde yetiştirmemizi nasip etsin.Yetimleri herzaman koruyup gözeten o kutlu Yetim(s)in yolunda yürüyüp alemin yetimliğinden kurtulmak duasıyla...
z.dilek

 

***
Asıl yetimler,anadan babadan yoksun olanlar değil,Akıldan yoksun olanlardır..(hz.Ali)

 
"Hasbunallah ve ni'me'l-vekil"

νυѕℓαт_нüℓуα


 

 
   
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=


νυѕℓαтнüℓуα dakika saniye misafirimiz oldunuz.

Bilgileriniz